Dr. Zeki GözaydınPsikoterapi · Eğitim · Yazılar ← Değerlendirmelere dön
Şarkı değerlendirmeleri · Nesne ilişkileri

Şarkılar İç Dünyamızın Neresine Dokunur?

Nesne ilişkileri perspektifinden altı şarkı üzerine bir okuma

Dr. Zeki Gözaydın · Kültür ve psikoloji

Bir şarkıyı dinlerken yalnızca melodiyi ve sözleri duymayız; kendi anılarımızı, ilişkilerimizi ve özlemlerimizi de onun içine taşırız. Aynı şarkı bir kişide ayrılığı, bir başkasında beklediği teselliyi, bir diğerinde yeniden başlama cesaretini çağrıştırabilir.

Bu nedenle şarkıları psikolojik açıdan yorumlamak, sanatçıya ya da dinleyiciye tanı koymak anlamına gelmez. Burada amaç, şarkının açtığı duygusal alanı ve dinleyicide uyandırabileceği çağrışımları düşünmektir.

İç dünyamızdaki ilişkiler

Nesne ilişkileri yaklaşımında “nesne”, yalnızca fiziksel bir şeyi değil, iç dünyamızda temsil ettiğimiz önemli kişileri ve onlarla kurduğumuz ilişki biçimlerini de anlatır. Sevilme, görülme, korunma, terk edilme ve kayıp deneyimleri zamanla içsel temsillere dönüşür. Aşağıdaki okumalar, farklı şarkıların bu temalara nasıl dokunabileceğine dair bir davettir.

1. Özlem, sahiplenme ve kayıp: “Çıt Çıt Çedene”

Türküde sevilen kişi anlatıcının dünyasında ayrıcalıklı bir yere yerleşir; sevgi saklı tutulur ve sonunda kayıp dile gelir. İlişkiye yapılan yatırımın karşılıksız kalması, özlemin yalnız yaşanması ve teselli bulamama duygusu öne çıkar.

Bedensel yakınlığa yönelen çağrı, kaybedilen kişiyle yeniden birleşme arzusunu düşündürebilir. Tekrarlar da yokluğu zihinde telafi etme ve içsel bağı canlı tutma çabası gibi duyulabilir. Bu okumada türkü, sevilen kişiye özlemin yanı sıra onun içimizde bıraktığı yeri koruma çabasını da taşır.

2. Ayrılıkta kendini seçmek ve hâlâ görülmeyi beklemek: Manifest – “Sensiz Daha İyi”

Şarkının anlatıcısı ayrılığın ardından kendini toparlamaya ve kendi değerini geri almaya çalışır. Buna rağmen eski sevgiliye seslenmeyi sürdürmesi, onun kaybı fark etmesini beklemesi, ilişkinin iç dünyada henüz bütünüyle sona ermediğini düşündürür.

Karşı tarafı tamamen kaybeden, kendini ise tamamen kazanan konumuna yerleştirmek, incinmiş benliği koruyan bir sertlik olarak okunabilir. Kleinci bir çerçeveden bakıldığında yas, kaybı kabul edebilmek ve karşı tarafı iyi ve incitici yanlarıyla birlikte düşünebilmekle mümkün hâle gelir.

3. Dayanıklılık ilişkiler içinde kurulur: Manifest – “Manifest”

Şarkı, zorlanma ve korkunun yanında yeniden ayağa kalkma kararlılığını da anlatır. Toparlanmanın başkalarının desteğiyle birlikte düşünülmesi, dayanıklılığın yalnızca bireysel iradeden ibaret olmadığını hatırlatır.

Nesne ilişkileri açısından destek veren kişiler, zamanla iç dünyamızda taşıyabildiğimiz güven ve dayanma temsillerine dönüşebilir. Buradaki güç, hiç kimseye ihtiyaç duymamakta değil; ihtiyaç duyduğumuzda bağ kurabilmekte ve bu desteği içimizde sürdürebilmekte belirir.

Dinlerken yalnızca şarkının anlamını almayız; kendi iç dünyamızdan da ona anlam veririz.

4. Duyulmama ve bağ arayışı: Şebnem Ferah – “Deli Kızım Uyan”

Şarkı, yanıt vermeyen ya da erişilemeyen biri karşısındaki yalnızlığı ve yine de bir bağ bulma umudunu birlikte taşır. Uzakta kalan kişi, görünmese de anlatıcının iç dünyasını etkileyen bir temsile dönüşür.

Birine yönelen çağrı, kişinin kendi içinde duyulmayı bekleyen, geri çekilmiş bir parçasına sesleniş olarak da düşünülebilir. Şarkı tek bir psikolojik anlama indirgenmeden, yalnızlık karşısında ilişki arayışının anlatısı olarak ele alınabilir.

5. İçimizdeki destekleyici ses: Can Bonomo – “Güneş”

Şarkıdaki ses, kırılgan ve yalnız kalmış bir parçayı fark eder; acıyı susturmak yerine ona eşlik eder ve yeniden adım atma ihtimalini hatırlatır. Bu, dışarıdan destek ihtiyacının zamanla kişinin kendi iç dünyasında kurabildiği destekleyici bir sese dönüşmesini çağrıştırır.

Umut burada acının hiç yaşanmamış sayılması değildir. Zorlanmanın içinden geçerken yaşama ve yeniden bağ kurma olasılığını korumaktır. Şarkının tesellisi, kırılganlığı inkâr etmeden ona yer açmasında yatar.

6. Yaprak dökümü ve bahar aynı iç dünyada: “Öyle Bir Yerdeyim ki”

Şarkı, kederle canlılığın, çığlığa yakın bir duyguyla güzelliğe açık kalmanın aynı iç dünyada birlikte bulunabileceğini düşündürür. Bir muhataba sesleniş de bu karşıtlıkları dağılmadan taşıyabilecek bir ilişki arzusunu çağrıştırır.

Kleinci anlamda bütünleşme, acı ve kaybı inkâr etmeden iyi olanı da bütünüyle yitirmemektir. Yas, öfke, canlılık ve umut aynı iç dünyada birlikte düşünülebilir; birini hissedebilmek diğerinin yok olduğu anlamına gelmez.

Bir şarkı, dinleyenin iç dünyasında yeniden yazılır

Bu altı şarkı özlem ve kayıptan ayrılık sonrasında kendini toplamaya, ilişkiler içinde dayanıklılıktan içsel teselliye ve zıt duyguları birlikte taşımaya uzanan farklı kapılar açıyor. Her dinleyici bu sözlerde kendi ilişkilerinden bir iz bulabilir. Bir şarkı bazen geçmişte duyulmamış bir çağrıyı, vedalaşamadığımız bir ilişkiyi ya da içimizde yeni yeni oluşan destekleyici sesi görünür kılar.

Belki de bu yüzden aynı şarkı farklı zamanlarda bize farklı şeyler söyler. Dinlerken yalnızca şarkının anlamını almayız; kendi iç dünyamızdan da ona anlam veririz.

Size bir soruBu şarkılardan hangisi sizde daha güçlü bir duygu uyandırıyor? Sizce o şarkı, içinizdeki hangi sese ya da hangi ilişki deneyimine dokunuyor?

Editoryal not: Bu yazı, şarkıların dinleyicide uyandırabileceği çağrışımlar üzerine kuramsal ve öznel bir okumadır. Şarkıların tek ve kesin bir psikolojik anlam taşıdığını ileri sürmez; sanatçıların, yorumcuların veya dinleyicilerin kişilikleri hakkında klinik değerlendirme sunmaz.